Martin ve Sinan

                                                           

MARTIN VE SİNAN

       Sinan her zamanki gibi elleri cebinde, dalgın dalgın denizi seyrederken tam karşısından büyük bir yük gemisi geçmektedir. O sırada gemideki tayfadan olan Martin nasır tutmuş kaba elleriyle halat çekmekte, bir yandan da karaya bakıp oradaki yaşamı düşünmektedir. Bir an göz göze gelir Sinan ve Martin.

   İki farklı eser, iki farklı karakter. Biri Nuri Bilge Ceylan’ın 2018 yapımı filmi Ahlat Ağacı’nın Sinan’ı( Aydın Doğu Demirkol) ,diğeri ise Jack London’ın 1909’ da yazdığı romanı Martin Eden’in Martin’i.

    Farklı yüzyıllarda farklı coğrafyalarda yaşamalarına rağmen hayatları, dünya görüşleri ve yaşadıkları duygular birbirine çok benzer Martin ve Sinan’ın. Ortak bir sonu da paylaşmaktadırlar aynı zamanda.

Martin 20’lerinin başında Oakland’ da yaşayan genç bir denizcidir. Burjuva sınıfından, eğitimli bir kız olan Ruth’a aşık olur. Kendisini Ruth ‘un karşısında eğitimsiz, kaba ve entelektüel açıdan yetersiz gören Martin sevdiği kızla beraber olabilmek için kendini okumaya ve yazmaya adar. Sinan ise üniversitede edebiyat öğretmenliği okuduktan sonra doğup büyüdüğü kasabasına geri dönmüş, yazdığı Ahlat Ağacı adlı kitabı bastırmaya çalışan entelektüel bir gençtir.

    Her ikisinin de edebiyata olan tutkuları ve yazma hevesleri yaşamlarının en büyük parçasıdır. Tabi bu yolda pek çok engelle karşılaşırlar. Martin yazdığı yazıları dergilere gönderdiğinde editörler tarafından , Sinan ise kitabını bastırmak için yerel bir fon bulmaya çalışırken kasabalılar tarafından reddedilir.

   Yazar olma hayallerinin önündeki bir diğer engel de çevre baskısıdır. Ruth ailesinin onayını alarak evlenebilmeleri için Martin ‘in düzenli para kazanabileceği bir işte çalışmasını istemektedir. Sinan ise biraz aile biraz da çevre baskısıyla öğretmen olabilmek için KPSS’ ye girer fakat hayallerinde bu yoktur ve hiç çalışmadığı için sınav da iyi geçmez. Yani her iki karakterin de idealleri çevresindeki insanların onlar için uygun gördüğü hayatlardan farklıdır.

    Karakterlerimiz hayattan bir memnuniyetsizlik hali içindedirler. Yaşadıkları ortamı beğenmez, çevrelerindeki insanları entelektüel bilgi birikimi açısından kendilerinden yetersiz görürler. Martin yıllarca gözünde büyüttüğü burjuva sınıfının bitirdikleri üniversitelere, okudukları kitaplara rağmen aslında ne kadar sığ görüşlere sahip olduklarını fark eder. Aynı şekilde Sinan da kasabadaki yerlileri küçük görür ve onlar için şöyle der: “Dar kafalı, bezelye taneleri gibi birbirine benzeyen bir sürü insan.”

     Yazarlık işinde çok toy olmalarına rağmen kendi fikirlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar ve bu fikirleri büyük bir özgüvenle sonuna kadar savunurlar. Martin ilkokul terk olmasına rağmen okuduğu kitaplardan edindiği bilgi birikimiyle önemli yazar ve düşünürlerle tartışacak seviyeye kadar gelir. Yeri geldiğinde hararetli tartışmalara girer, karşısındakinin savını çürütmeye çalışır. Sinan da kitapçıda karşılaştığı yazarla tartışmaya girer. Ortak yönleri her ikisinin de karşısındakini küçük gören, yargılayıcı bir tavırla konuşmasıdır. Kendilerinden o kadar emindirler ki düşünceleriyle ilgili en ufak bir tereddütte bulunmazlar.

    En sonunda her iki karakterimiz de hedeflerine ulaşır. Martin kitapları çok satan, tanınmış bir yazar olur; Sinan da Ahlat Ağacı’nı bastırır. Fakat bu başarı onlara mutluluk yerine hayal kırıklığı ve pişmanlık getirir. Oysa bin bir zorlukla gerçekleştirmişlerdir hayallerini.

    Peki Martin ve Sinan’ın büyük bir inançla savundukları doğrular gerçekten kendilerine mi aitti yoksa okudukları kitaplardaki sözleri mi tekrarlıyorlardı? Cidden yazar olmak, sanat yapmak mı istiyorlardı yoksa yazarlığın adı mı onları cezbetmişti?

Hayatta hepimizin uğruna çalışıp çabaladığı hayaller var fakat her ne kadar zihnimizde kurduğumuzda tatlı gelse de gerçekleştiğinde o kadar da cezbedici olmayabiliyor bu hayaller. Belki de sorun gerçekten ne istediğini bilmekle alakalıdır. Neyi neden istediğini bilmek, başkaları için değil kendin için istemek ve belki de kendini yaşam boyu tek bir hayale kaptırıp onun peşinde kaybolmamak gerekiyordur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir